Son günlerde sosyal medya ve çeşitli iletişim platformlarında büyükbaş hayvancılık işletmeleri, bruselloz ve tüberküloz hastalıkları ile çiğ süt tüketimine ilişkin yapılan bazı açıklamaların kamuoyunda yanlış değerlendirmelere ve gereksiz endişelere neden olabileceği görülmüştür.
Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, toplumun doğru ve bilimsel bilgiye ulaşmasının önemine inanıyor; son derece kırılgan olan hayvancılık sektörünün ve özveriyle çalışan meslektaşlarımızın itibarının korunması için aşağıdaki hususların kamuoyu ile paylaşılmasınıngerekliliğine inanıyoruz.
Bruselloz ve sığır tüberkülozu, ülkemizde uzun yıllardır ulusal kontrol programları kapsamında mücadele edilen ve tazminatlı olan hastalıklar arasında yer almaktadır.
Ülkemizde Resmî kontrol programları kapsamında veteriner hekimler tarafından düzenli sürü taramaları yapılmakta, hastalık tespit edilen hayvanlar hastalığı diğer hayvanlara da bulaştırmasın diye sürüden çıkarılmakta, hastalık diğer işletmelere yayılmasın diye gerekli karantina tedbirleri uygulanmakta, yetiştiricilerin ekonomik kayıplarını azaltmak amacıyla devlet tarafından mevzuat çerçevesinde tazminat ödenmektedir.
Dolayısıyla belirtildiğinin aksine herhangi bir işletmede hastalık tespit edilmesi; kontrol sisteminin işlemediğini değil, tam tersine etkin gözetim sayesinde hastalığın erken dönemde belirlenerek gerekli önlemlerin alındığını göstermektedir.
“Hastalıktan Ari İşletme” sistemi; Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen ulusal hayvan hastalıkları kontrol programlarının en önemli bileşenlerinden biridir. Bu işletmeler, sığır brusellozu ve sığır tüberkülozu başta olmak üzere belirlenen hastalıklar yönünden düzenli aralıklarla resmi veteriner hekimler tarafından kontrol edilmekte, laboratuvar analizleri yapılmakta ve belirlenen kriterleri sağlamaları halinde sertifikalandırılmaktadır.
“Hastalıktan Ari İşletme” sertifikası işletmeler açısından bir tercih olup bu sertifikaya sahip olmayan işletmelerin hayvanlarının sağlıksız olduğuna dair açıklama kesinlikle gerçeklikten uzaktır.
Kamuoyunda yanlış anlaşılan konulardan biri de çiğ süt satışıdır. Türkiye’de yürürlükte bulunan mevzuat uyarınca, son tüketiciye doğrudan çiğ süt arzı yalnızca Hastalıktan Ari İşletme Sertifikasına sahip ve ilgili teknik ile hijyen şartlarını sağlayan işletmeler tarafından gerçekleştirilebilmektedir. Bu sistemin amacı, tüketicinin güvenli çiğ süte erişimini sağlamaktır.
Bunun dışındaki süt üretim işletmeleri ise sütlerini doğrudan tüketiciye satamamakta; sütlerini süt toplama merkezlerine ve süt işleme tesislerine göndermektedir. Bu tesislerde süt; pastörizasyon, UHT veya eşdeğer ısıl işlemlerden geçirilerek halk sağlığı açısından önemli patojen mikroorganizmalar etkisiz hale getirilerek tüketicilere güvenli süt ve süt ürünleri arz edilmektedir.
Bu nedenle ticari olarak satışa sunulan tüm sütlerin risk taşıdığı veya piyasadaki sütlerin halk sağlığı açısından güvenli olmadığı yönünde bir algı oluşturulması bilimsel gerçeklerle bağdaşmamaktadır.
Bruselloz ile mücadelede aşılama, dünya genelinde kabul gören temel kontrol yöntemlerinden biridir. Sığırlarda bruselloz kontrolünde uzun yıllardır kullanılan iki temel canlı atenüe aşı suşları Brucella abortus S19 ve Brucella abortus RB51. Her iki aşı da farklı ülkelerde ulusal mücadele programlarının bir parçası olarak kullanılmaktadır.
S19 aşısı, güçlü ve uzun süreli koruyuculuk sağlaması nedeniyle onlarca yıldır dünyanın birçok ülkesinde başarıyla uygulanmaktadır. Bununla birlikte S19 aşısı, Brucella’nın düzgün (smooth) lipopolisakkarit(S-LPS) antijenine karşı antikor oluşturduğu için klasik serolojik testlerde aşıya bağlı pozitifliklere neden olabilmektedir. Ancak bu durum, uygun yaşta aşılama, doğru aşılama protokolleri ve ulusal sürveyansprogramları ile büyük ölçüde yönetilebilmektedir.
RB51 aşısı ise pürüzlü (rough) fenotipe sahip olması nedeniyle uzun yıllar “DIVA (DifferentiatingInfected from Vaccinated Animals)” özelliğine sahip bir aşı olarak değerlendirilmiştir. Bunun temel nedeni, klasik Rose Bengal ve benzeri testlerde hedeflenen O-polisakkarit antijenini taşımamasıdır. Ancak son yıllarda yayımlanan bilimsel çalışmalar, RB51’in her koşulda tam bir DIVA aşısı olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığını göstermektedir. Özellikle endemik bölgelerde doğal enfeksiyonla karşılaşan veya bazı immünolojik testlerin kullanıldığı sürülerde RB51 ile aşılanan hayvanlarda da serolojik yorum güçlükleri ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle RB51’in tanısal avantajlarının, hastalığın epidemiyolojik durumuna ve kullanılan test yöntemlerine göre değerlendirilmesi gerektiği bildirilmektedir.
Bilimsel literatürde S19 ve RB51 aşılarının etkinliği, bağışıklık süresi ve serolojik testlerle ilişkisi konusunda farklı sonuçlar bildiren çalışmalar bulunmaktadır. Günümüzde genel kabul gören yaklaşım; tek bir aşının tüm koşullar için üstün olduğunun söylenemeyeceği, kullanılacak aşının ülkenin epidemiyolojik yapısı, eradikasyon hedefleri, sürü yönetim sistemi ve ulusal kontrol programları dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğidir.
Ülkemizde kullanılan bruselloz aşıları veteriner hekimlerin katkılarıyla Tarım ve Orman Bakanlığı Enstitüleri ile özel sektör tarafından üretilmektedir. Yerli olarak üretilen konjiktival brusella aşıları uluslararası standartlara uygun olup kalite kontrol süreçlerinden geçirildikten, etkinlik ve güvenilirlik değerlendirmeleri yapıldıktan sonra kullanılmaktadır.
Brusellozun kontrolü yalnızca aşılama ile sağlanabilecek bir süreç değildir. Başarılı mücadele için aşılama, sürü yönetimi, biyogüvenlik önlemleri, hayvan hareketlerinin kontrolü, laboratuvar teşhisi, düzenli sürveyans, enfekte hayvanların sürüden çıkarılması gibi uygulamaların birlikte yürütülmesini gerektirir. Bu nedenle herhangi bir aşının tek başına başarısız olduğu veya hastalıkların temel nedeni olduğu yönündeki genellemeler bilimsel gerçeklikten uzaktır.
Aynı şekilde ülkemizde geliştirilen ve üretilen veteriner biyolojik ürünlerinin tamamı, ilgili mevzuat çerçevesinde ruhsatlandırılmakta ve kalite kontrol süreçlerinden geçirilmektedir. Veteriner hekim meslektaşlarımızın diğer sağlık sektörlerine örnek olacak nitelikte özveriyle ürettikleri bu ürünlere yönelik yapılan değerlendirmeler, bireysel gözlem ve yorumlardan değil; kontrollü araştırmalar, epidemiyolojik veriler ve ulusal izleme sonuçlarından hareketle yapılmalıdır.
Bugün ülkemizde milyonlarca insanın güvenilir süt ve süt ürünlerine ulaşabilmesi; yetiştiriciler, resmi veteriner hekimler, serbest veteriner hekimler, laboratuvarlar, gıda işletmeleri ve denetim otoritelerinin birlikte yürüttüğü sistem sayesinde mümkün olmaktadır.
Veteriner hekimler yalnızca hayvan sağlığından değil; zoonotik hastalıkların kontrolünden, güvenilir gıda üretiminden, antibiyotik direnci ile mücadeleden, epidemiyolojik sürveyanstan, biyogüvenlikuygulamalarından, Tek Sağlık yaklaşımının hayata geçirilmesinden sorumlu sağlık meslek mensuplarıdır.
Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak; hayvan sağlığını, halk sağlığını ve güvenilir gıda üretimini korumaya yönelik çalışmalarımızı bilimsel ilkeler doğrultusunda sürdürmeye devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiririz.
Ali EROĞLU
Türk Veteriner Hekimleri Birliği
Merkez Konseyi Başkanı






